Ortak Akıl Politika Geliştirme
CUMHURİYETİMİZDE GÖZDEN KAÇIRDIĞIMIZ DEVRİM: HAYSİYET DEVRİMİ - Enis Tütüncü

CUMHURİYETİMİZDE GÖZDEN KAÇIRDIĞIMIZ DEVRİM: HAYSİYET DEVRİMİ – Enis Tütüncü

Cumhuriyeti yıllardır anlatıyoruz. Demokrasiyi, laikliği, hukuk devletini, ulusal egemenliği, çağdaşlaşmayı ve devrimleri anlattık. Bunların hiçbiri yanlış değildi. Ama belki de şimdi, Cumhuriyeti yeniden anlamanın zamanı geldi. Çünkü galiba hep birlikte, bütün bu büyük dönüşümlere anlam kazandıran en temel devrimi yeterince konuşmadık.

Ben buna Haysiyet Devrimi diyorum.

Bugün “haysiyet” denildiğinde çoğu zaman kişisel gurur anlaşılıyor. Oysa haysiyet; insanın doğuştan sahip olduğu onur ve saygınlığıdır. İnsan olduğu için değerli olmasıdır. Hiçbir makamın veremeyeceği, hiçbir servetin satın alamayacağı, hiçbir iktidarın bağışlayamayacağı ve hiçbir gücün elinden alamayacağı en temel insanlık değeridir.

Cumhuriyetin en büyük başarısı da işte bu değeri devlet düzeninin temeline yerleştirmiş olmasıdır. Cumhuriyet yalnız yönetim biçimini değiştirmedi; insanın devlet içindeki yerini değiştirdi. Yüzyıllar boyunca yönetilen, itaat eden ve çoğu zaman lütuf bekleyen insan, Cumhuriyetle birlikte hak sahibi, özgür ve eşit yurttaş konumuna yükseldi.

Hukukun üstünlüğü, eğitim hakkı, kadın erkek eşitliği, bilim ve akıl… Bunların her biri başlı başına büyük kazanımlardır. Ama hepsini birbirine bağlayan görünmez bir ortak düşünce vardır: İnsanın onur ve saygınlığını korumak.

Aradan bir asır geçti. Şimdi kendimize sakin ama cesur bir soru sormanın zamanı gelmedi mi? İnsanımız kendi ülkesinde gerçekten onur ve saygınlık içinde yaşadığına inanıyor mu? Gençler geleceğini bu topraklarda kurabileceklerine güveniyor mu? Emek veren insan emeğinin karşılığını aldığına inanıyor mu? Adalet arayan yurttaş, hakkına ulaşabileceğinden emin mi?

Bu sorular yalnız ekonominin, hukukun ya da siyasetin soruları değildir. Bunlar, doğrudan insan haysiyetinin sorularıdır. İşte Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yeniden dönmemiz gereken yer de burasıdır.

Cumhuriyet devlete büyük bir sorumluluk yükler. Devletin görevi; insanın doğuştan sahip olduğu onur ve saygınlığı koruyan adil bir düzen kurmaktır. Hukukun üstünlüğünü sağlamak, fırsat eşitliğini gerçekleştirmek, emeğin hakkını korumak ve hiç kimsenin kendisini değersiz hissetmeyeceği bir kamu düzeni oluşturmak, devlet olmanın gerçek ölçüsüdür.

Ama Cumhuriyet yalnız devlete görev yüklemez. Yurttaşa da sorumluluk yükler. Cumhuriyet, hak isteyen insanların olduğu kadar sorumluluk üstlenen insanların da ortak eseridir. Haysiyetli yurttaş; yalnız kendi hakkını arayan değil, başkasının hakkını da gözeten, demokrasiyi yalnız seçim günü değil hayatın her gününde yaşatan, çalışmayı, üretmeyi, kamu malını korumayı ve Cumhuriyetin ortak değerlerine sahip çıkmayı yurttaşlık onurunun ayrılmaz bir parçası sayan insandır.

Belki de Cumhuriyetin en güçlü toplumsal sözleşmesi tek cümlede özetlenebilir:

Devlet, insanın haysiyetinin güvencesidir.

Yurttaş ise Cumhuriyetin haysiyetinin güvencesidir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı artık yalnız geçmişi anma dönemi değildir. Aynı zamanda Cumhuriyetin kurucu ahlakını yeniden hatırlama ve yeniden yaşatma sorumluluğudur. Çünkü bir milletin gerçek büyüklüğü, yalnız ekonomisiyle, ordusuyla ya da inşa ettiği eserlerle ölçülmez. Asıl ölçü, kendi insanına verdiği değerdir.

Belki de Cumhuriyeti yeniden kurmaya değil, önce yeniden anlamaya ihtiyacımız var.

Çünkü Cumhuriyet, insana verdiği değer kadar Cumhuriyettir.

Enis Tütüncü

Sosyal Medya

Bizi takip edin, birlikte daha güçlüyüz...